Your cart

Your cart is empty

Kendi Gücünü Seçmek

Normalde burada Saint-Benoit ve kurumsal hayat geçmişimden bahsedebilirdim. Güven veren, tanıdık ve “doğru” görünen bir hikâye olurdu.

Ama bu markanın gerçek çıkış noktası, o hayatın içinde sıkışmak istemediğimi fark ettiğim anla başladı.

Bir çerçevenin içinde güçlü görünmek yerine, kendi gücüme gerçekten inanmayı seçtim.

“Kalmak kolaydı; gitmek cesaret istiyordu.”

Sinem Babacan, başkalarının tanımladığı başarıdan değil, kendi iç sesimi dinleyerek kurduğum bir yolculuktan doğdu.

Huzurun içinde ki Muzur mu…Muzurun içinde ki Huzur mu…

Gerçek özgürlük, çizgilerin ötesinde başlar işte bu yüzden Sinem Babacan, bilgisayarı bir kenara bırakıp kara kaleme sarıldığında, her çizgi kadının içinde ki bir başkaldırıya dönüşüyor. Sınır yok, kural yok sadece anın ve kadının cesareti ve onunla birlikte gelen yaratıcılığın sınırsızlığı. Esas onun her çizgisi, kadının içsel gücünü ve özgürlüğünü yansıtan bir serüvenin başlangıcı. Kalemi, bir sınırı değil, sınırsız bir hayal dünyasının anahtarını çiziyor çünkü onun için moda sadece bir tasarım değil, anı yaşama özgürlüğünün verildiği bir dönüşüm süreci.

“Bizim hikayemiz” derken yalnızca beni anlatmak eksik kalır. Çünkü bizim için her kıyafetin bir hikayesi vardır.

Her parça; bir ihtiyaçtan, bir sorgulamadan ve defalarca yeniden düşünülmüş bir süreçten geçerek ortaya çıkar.

Bazen tek bir kalıbın gerçekten oturması onlarca deneme gerektirir. Bu süreç yorucudur ama vazgeçilen bir yol değildir; aksine tasarımın karakterini kazandığı yerdir. Her dikiş, her detay defalarca yeniden ele alınır, sökülür, revize edilir ve en doğru haline ulaşana kadar sabırla çalışılır. Bu yolculukta ustalarla kurulan, zaman zaman zorlayan iletişimler; sürecin ilerleyebilmesi için biriken kahve bardaklarıyla sabahlanan günler; tüm bunlar olurken kaygılarla boğuşup yeniden yüzeye çıkma çabası… Hepsi, ortak bir vizyonun ve mükemmeli arama kararlılığının en görünmeyen ama en değerli parçasıdır. Ve ortaya çıkan her parça, bu emeğin, ısrarın ve inancın sessiz ama net bir başarısıdır.

Her kumaş kendi işleyişini, kendi ritmini beraberinde getirir. Bu yüzden tasarım sürecitek bir yöntemle ilerlemez; dokudan dokuya, ağırlıktan duruşa göre yeniden şekillenir. Aynı kalıp, farklı bir kumaşla bambaşka bir karakter kazanabilir ve bu fark, sürecin en belirleyici noktalarından biridir. Kumaş arayışı tek bir lokasyona, tek bir kaynağa bağlı değildir. Bazen planlı bir seçim, bazen tamamen sezgisel bir karşılaşmadır. Gördüğümüz her güzel kumaş, “nasıl değerlendirilebilir” sorusuyla ele alınır; dokunduğumuz her parça, anlatmak istediğimiz hikâyeye hizmet edip etmediği üzerinden düşünülür. Bu arayış yalnızca kumaşla sınırlı kalmaz.

Bazen bir insanla karşılaşmak, onun duruşunu, hareketini ve enerjisini görmek; bir tasarımın nasıl olması gerektiğine karar vermemizi sağlar.

Kıyafetin bedende değil, insanda nasıl bir his yaratacağına o anda karar verilir. Çünkü bizce doğru tasarım, önce gözle değil, sezgiyle bulunur.

Her kumaş kendi işleyişini, kendi ritmini beraberinde getirir. Bu yüzden tasarım sürecitek bir yöntemle ilerlemez; dokudan dokuya, ağırlıktan duruşa göre yeniden şekillenir. Aynı kalıp, farklı bir kumaşla bambaşka bir karakter kazanabilir ve bu fark, sürecin en belirleyici noktalarından biridir. Kumaş arayışı tek bir lokasyona, tek bir kaynağa bağlı değildir. Bazen planlı bir seçim, bazen tamamen sezgisel bir karşılaşmadır. Gördüğümüz her güzel kumaş, “nasıl değerlendirilebilir” sorusuyla ele alınır; dokunduğumuz her parça, anlatmak istediğimiz hikâyeye hizmet edip etmediği üzerinden düşünülür. Bu arayış yalnızca kumaşla sınırlı kalmaz.

Bazen bir insanla karşılaşmak, onun duruşunu, hareketini ve enerjisini görmek; bir tasarımın nasıl olması gerektiğine karar vermemizi sağlar.

Kıyafetin bedende değil, insanda nasıl bir his yaratacağına o anda karar verilir. Çünkü bizce doğru tasarım, önce gözle değil, sezgiyle bulunur.

Bu titizliğin arkasında kişisel bir neden var. Yıllar boyunca bedenle kurulan zor ilişkiler, yeme bozukluğu ve kilo takıntısıyla yaşanan bir süreç beni tek bir noktaya getirdi:

Kadını bedeniyle değil, duruşuyla güçlü hissettiren tasarımlar yaratmak.

Bu yüzden Sinem Babacan’da her kalıp, bedeni düzeltmek için değil; onu sıkıştırmadan, saklamadan, olduğu haliyle özgürleştirmek için geliştirilir.

“Bu kıyafette kendimi değil, duruşumu giyiyorum.”

Çünkü bazı tasarımlar bedenle değil, ruhla anlam kazanır.

Sinem Babacan olarak önce kendimiz yaşadık, sonra bu hissi sizde yaşatmak istedik.

İşte bu yüzden bizim hikayemiz, her kadının kendi hikayesine alan açan bir hikaye.

Ve evet bizce her kıyafetin mutlaka anlatacak bir hikayesi vardır.

Language